Mantık ile Menfaat Uzlaşabilir

İnsanları mantıkla ikna etmek zor ancak menfaatine hitap ederseniz, ikna etmek mümkündür. Ben demiyorum, bir filozof demiş... Ancak haklılık payı yok değil. Bu sebeple kurumlar içindeki köklü değişimleri gerçekleştirmenin temeli ancak ve ancak paydaşların menfaatine seslenmek olduğu söylenebilir.

Tabii “menfaat” deyince illaki bir çıkar ilişkisi veya başkasının aleyhine çalışacak bir tasarım aklımıza gelmemeli. İç ve dış paydaşların ortak faydası için olan bir amaç, pekâlâ menfaate seslenmek anlamına gelebilir.

Örneğin kurumun uluslararası hâle gelmesi, maliyetlerini düşürürken gelirlerini artırması, finansman ve ödemelerini zamanında yapması, yarattığı değeri paydaşlarına hakça dağıtması, devlete karşı sorumluluklarını zamanında yerine getirmesi, tahsilat konusunda güçlü olması, çok sayıda tedarikçi ile çalışması, cirosunu çok sayıda müşteriyle sağlayarak risklerini doğru yönetmesi, dijital kritik altyapısını (özellikle insan kaynaklarını) arzu edilen seviyeye getirmesi, uygun ve güçlü lojistik imkânları kullanması, satış-pazarlama-reklam- tanıtım konularına doğru şekilde eğilmesi gibi yaklaşımlar herkes için kabul görmesi gereken meselelerdir. Ancak söz konusu iyileştirmelerde, her zaman karşımıza engeller çıkar.

Mesela Türkiye'nin altyapısı, enerji ve dijitallik konusunda ciddi bir ayak bağıdır. Toprağın üzerine yaptıklarımızla çok vakit geçirdiğimiz için toprağın altını es geçtik, diyebilirim. Maalesef ülkenin fiber optik ağ yapısı ve enerji yapısı doğru kurgulanmış değil. Kesinti sayısı bize gösteriyor ki yeterlilik konusunda sorunlar var.

Tahsilat-Ödeme-Finansman gibi konular ise ülke şartları doğrultusunda evriliyor. Bu açıdan ihracatçı firmaların şansı var ancak mevzuat sebebiyle onlar da Türkiye'nin şartlarına sürükleniyorlar. Döviz kurlarının ve faizlerin yüksek seviyesi, en güçlü firmaların bile davranışlarını etkilerken daha küçük ölçeklerdeki firmaların ahlaki normların dışına çıktığı gözüküyor.

Çok sayıda tedarikçi ile çalışmak riski yönetmek açısından olumlu bir yaklaşım. Ancak Türkiye'de ara malı tedarikçilerinin tekelleşme hevesi ve bu konuda siyasete yaptığı baskılar, girdilerde çeşitlilik konusunda alternatif geliştirilmesini engelliyor. Dış ticaret rejiminin de bilhassa maliyetleri artırdığı göz önüne alındığında, ticaretin akışını bozan ve piyasa ekonomisinin aleyhine çalışan unsurların, yazının başında belirtilen "ortak menfaatin" önünde engel olarak dikildiği anlaşılıyor.

İNSAN KAYNAĞI ENGELİNİ AZIMSAMAYALIM

Müşteri sayısını artırmak için yapılan hamleler çoğu zaman "güçlü alıcının" stratejik oyunları sayesinde rafa kalkabiliyor. Büyük firmalar tedarik yaptığı orta ölçekli firmaların başkalarına da çalışmasından pek hoşlanmıyor. Büyüklerin, tedarikçi sayısını artırmak konusundaki hamleleri "hak" olarak görülürken daha küçük ölçekteki firmalar, bu hürriyetten mahrum kalabiliyor.

Dijitalleşme ve eğitim konusu her ne kadar açıkça kimsenin karşı çıkmadığı öğeler olsa bile firma sahipleri de dâhil olmak üzere eski usullerle çalışmaya alışmış personel, engeller çıkarabiliyor. Bu tip firmalarda, patronlar personelin karar alma becerisine güvenmediği için yönetim ve yönetişim sürekli birbirine karışıyor. Müşteri odaklı, çalışan memnuniyetini esas alan firma sayısının azlığı da bundan kaynaklanıyor.

Her zaman söylediğim gibi yeterli ölçeğe ulaşılmış ise "piyasaya şekil vermek" mümkün. Eğer ölçek küçük ise "piyasaya göre şekil almak" da bir çözümdür. Demek ki buradaki esas mesele, şekil verenlerin iş yapma biçimleri ve iş ahlakları. Rekabetten hoşlanmayan büyük ölçekteki firmaların, kendilerine yeterli buldukları ortamı yaratıp o seviyede tutmaları, küçüklerin de mevcuda göre şekil almaları sonucunu yaratıyor.

Bu durumu hiçbir kestirmeci siyasi ya da ekonomik çözümle düzeltmek mümkün değil. Şahsi menfaatlerin, genel menfaatin önüne dikilmemesi için piyasayı rekabetçi hâle getirecek adımları atan, "Size ayrıcalık değil, eşit muamele vadediyorum." şeklinde bir devlet yaklaşımı gerekiyor. Atatürk bunu daha Cumhuriyet kurulmadan İzmir İktisat Kongresi'nde söylemiş. Sanıyorum döviz, enflasyon ve faizin teknik sebeplerine değil, siyasi ve sosyal sebeplerine bakmak daha doğru. Kültürel demedim, yanlış anlaşılmasın…

 

CANLI DESTEK