Kredi ile yaşamayı öğrenmek

Artık söyleyecek söz bulmakta zorluk çekiyorum. Bir yandan bombalar patlıyor, Türkiye'nin geleceği olan gencecik insanlar şehit oluyor, diğer yandan hiçbir şey olmamış gibi hayat devam ediyor. Sanıyorum 21'inci yüzyılın gerçeği bu. Matem bile hakkıyla yaşanmadan yola devam ediliyor. "Bu coğrafyada yaşamanın bedeli bu" sözü, ne kadar basit ne kadar kestirmeci bir yaklaşım değil mi? Kaybedilen yaşamların farkına varmadan yola devam ettiğimiz sürece, yaşananların ne kadar acı, ne kadar vahim olduğunu anlayamayacağız. Ancak, terör, bombalar ve şehitler Türkiye'nin günlük rutini haline getiriliyor adeta.

 Ne yaşanırsa yaşansın, artık tüm çözümler, tüm beklentiler Anayasa değişikliğine dayandırılmış durumda. Dolayısıyla Nisan ayına kadar Türk Para ve Sermaye Piyasalarında ciddi dalgalanmalar, Dolar/TL'de yeni zirveler ve piyasadaki faizlerde adım adım yükselişe şahit olacağız. Bundan kaçış yok.

Tasarruf etmenin neredeyse imkânsız olduğu Türkiye'de insanlar artık iki şeyi öğrenmeli: Birincisi kredi alabilecek şartları sağlamayı, ikincisi de aldığı kredileri yöneterek ayakta kalmayı. Bunu neden söylüyorum?

Çok basit: Eğer bir işi kredi alıp yürütemeyeceğinizi düşünüyorsanız, kendi paranızı da koymayın. Çünkü paranın alternatif maliyeti var. Bankaya yatırdığınız zaman daha fazla kar edecekseniz, kendi paranızı işe koymanız akıllıca olmaz.

 Artık  "kredi" ve "özsermaye" arasındaki tutucu yaklaşımların bir kenara bırakılması zamanı geldi. Bir de ekonomi ile ilgili söylemlerde karışık değil net bir dil kullanılmalı. Mesela "aşağı yönlü riskler" gibi yabancı dilden girmiş lüzumsuz yaklaşımlar var. Ben de soruyorum "yukarı yönlü risk" ne oluyor acaba? Madem aşağı yönlü riskler var. Bu örnekleri çoğaltabilirim. "Kayıtsızlık" eğrilerine "farksızlık" eğrisi diyenler de vardı bir zamanlar. İngilizcesi "indifference" olduğu için. Çözüm bulamadığı için sözcük bulmaya çalışan halimiz bizi gülünç hale getirmesin. Dikkatli olalım.

Geçenlerde Merkez Bankası Kurmaylarıyla yaptığım toplantıda aklıma geldi bu anılar. Sözü aldığımda bu sebeple "anlaşılır konuşun lütfen" dedim. Merkez Bankası bir banka analisti gibi konuşmamalı. Söylediği çıkmalı.

Diğer taraftan "basit olayım" derken de işi sulandırmamalı. "Fed kararı açıklansın herkes rahatlar" sözü, 21'inci yüzyıl paradigmalarıyla örtüşmüyor. Bu kadar basit değil işler.

Tabii bir de "Trump yemin etsin, koltuğa otursun işler düzelir" sözü de var. Bu da aynı şekilde felsefeden yoksun bir yaklaşım. Başkalarının durumuna bakarak vazife çıkaran halimizden kurtulmadıkça, hiçbir gelişmenin bize olumlu yansıması ihtimali yok.

Terör belası ile ilgili güçlü adımlar atmak, Dolar/TL'nin hareketiyle kıyaslanmayacak kadar önemli. Önce başımızdaki ciddi belaları bertaraf edecek adımları atalım. Bu konuda "bir" olalım. Kendimize ait ciddi meseleleri çözelim. Sonra başkalarının yaptığının bizi nasıl etkileyeceğine dair hamaset yaparız. Doya doya.

Bu konuda en ciddi görev bazı meslektaşlarıma düşüyor. Anlıyorum, onlar da görev bekliyor ama önce toplumu doğru aydınlatma görevini yapsınlar. Kırmadan incitmeden. Acı günlerden geçtiğimizi unutmadan. Gerisini de görev bekledikleri büyüklerine bıraksınlar.

 

 

PAYLAŞ