Faiz ve kur lobisini buldum galiba!

Türkiye sürekli terör saldırılarının hedefinde; bulunduğumuz coğrafyada her gün yaşanan acı olaylara yenileri ekleniyor. Bir kez daha söylemekten geri durmayacağım: Hepimizi üzüntüye boğan bu hadiselerin hiçbirini para ve sermaye piyasaları dikkate almıyor!

Sunu hiç tereddütsüz söyleyebilirim ki, para ve sermaye piyasaları 21'inci yüzyılın en önemli paradigma değişikliğini yarattı. Bunun ilk örneği, “herhangi bir şey üretmeden kazanmak.” Normalde siyasetçilerin veya demagogların ekmeği olan “dedikodu ve spekülasyon”, para ve sermaye piyasalarının en geçerli aktifi oldu: Doğru olup olmadığını araştırmaya gerek kalmadan, bir dedikoduyla bile kısa süre içinde para kazanmak mümkün.

Eşi dostu arayarak hisse senedi tavsiyesi veren, sonra da elinde ne var ne yoksa kimseye fark ettirmeden tavsiye ettiği ne varsa satanlar da bu piyasalarda mevcut. Hatta sırf bunun için İnternet sitesi kuran, Twitter hesabı açanlara ne demeli? Gelişmiş ülkelerin derin piyasalarında boğulacak ne kadar insan varsa, gelişmekte olan ülkelerin sığ piyasalarında para kazanıyor. Sanayicilerin hayalini bile kurmakta zorlanacakları rakamları, bu insanlar kısa süre içinde kazanıyor.

Terör gibi toplumu derinden yaralayan olaylara karşı bu piyasanın aktörlerinin herhangi bir hassasiyet taşımadıkları, kendi gündemleri içinde yaşadıklarını söylemek, maksadını aşan bir ifade olmayacaktır. Üreten insanların toplumla iç içe olmalarına karşın bu insanlar bilgisayar ekranları arasında asosyal bir yaşam sürüyor. Çünkü kendi gündemlerini yaşıyorlar. Bu durumun sosyolojik bir analize ihtiyaç duyduğu da bir gerçektir.

Bu tarzda yaşayan insanların kazandıracağı paralar için sayısız finansal kurumlar da mevcut. Kurumsal yatırımcının olmadığı yerde söz konusu finans kuruluşları, bu “hatırlı müşterilerin” esiri haline geliyor. Dolar alıp satan da, hisse senetlerini alıp satan da, sayısız hesap ve kurum üzerinde işlem yaparak hisselerle ilgili suni piyasa oluşturan da bu insanlar... Benzer olaylar gayrimenkulde de yaşanıyor.

Bu satırları okuyunca sol görüşlü olduğumu düşünenler olacaktır. Tam tersine iflah olmaz bir liberalim. Piyasa ekonomisine inanıyorum. Ancak bahsettiklerim, gönlümde yatan piyasa şartlarını içermiyor. Gelişmekte olan bir ülkenin “az gelişmiş” piyasalarında nasıl haksız zenginleşildiğini anlatmaya çalışıyorum. Emek vermeden zenginleşmenin sonucu da “duyarsızlaşma” oluyor. Anlatmak istediğim bu.

Sanayicinin, ihracatçının, sanatçının, sporcunun veya sade vatandaşın ne istediği, bu insanlar için önemli değil. Döviz kurları, faiz veya hisse senetleri sadece bu insanların lehine hareket etmeli. Ülke, vatandaşlar için değil, onlar ve çalıştıkları kurumlar için büyümeli.

Siyasi cephe, uzun zamandır “faiz lobisi” veya “döviz kuru lobisi”nden bahsediyor. Bunun için de adres hep yurt dışında gösteriliyor. Benden söylemesi: Eğer bir lobi aranıyorsa, faizin, dövizin, hisse senetlerinin, enflasyonun ve büyümenin kendi lehlerine gelişmesini isteyenleri dışarıda değil, içeride aramak daha doğru bir davranış olur. Tabii bulmak isteniyorsa!

Bu sayfa 12 Temmuz 2016 Salı tarihinde yayınlanmıştır.
PAYLAŞ