Yeni Sınai Mülkiyet Kanunu- II

Fikri mülkiyet haklarının (FMH) korunması, yeniliği teşvik etmek için kritik önem taşır. Bu hakların önemsendiği ülkelerde hukuksal ve kurumsal yapıya ve işlemlere duyulan güven elbette yeni buluşların ortaya çıkmasında ve teknolojinin yayılmasında katalizör görevi görür. Doğal olarak bunun sonucunda daha büyük ekonomiler, daha fazla dış ticaret ve müreffeh toplumlar oluşur. Fikirlerin korunmadığı bir ortamda ise, sahipleri buluşlarının avantajlarından tam yararlanamaz ve bunun sonucunda Ar-Ge'ye daha az odaklanmak durumunda kalırlar. Sonuç olarak, endüstriyel ve kültürel canlılık ve yaratıcılık zedelenir.

Ekim 2016'da Avrupa Patent Ofisi ve AB Fikri Mülkiyet Ofisi, fikri mülkiyet yoğun sektörlerin ekonomik performansa ve istihdama katkısının araştırıldığı bir rapor yayımladı. Raporda ilginç bulgular var. Buna göre, AB'de 2011-2013 arasında olan biten toplam ekonomik faaliyetlerin yüzde 42'sinden fazlası (yılda 5,7 trilyon $) fikri mülkiyet yoğun sektörler tarafından gerçekleştirilmiş. AB'deki tüm istihdamın yaklaşık %38'ini (82 milyon iş) yine aynı sektörler sağlamış.

Ve tabii ki dış ticaret üzerindeki etkileri çok fazla. 2011-2013 döneminde AB ithalatının yüzde 86'sı; ihracatının ise yüzde 93'ü bu sektörler tarafından yapılmış. Öyle ki, Avrupa Birliği'ne 96,4 milyar Euro'luk bir dış ticaret fazlası sağladıkları anlaşılıyor.

Fikri mülkiyet haklarını yoğun kullanan sektörlerde ortalama ücretler de - haftalık 895 $ - diğer sektörlere kıyasla yüzde 46 daha yüksek. 2009 ekonomik krizi karşısında daha fazla direnç gösteren ve daha iyi bir mücadele sergileyen bu sektörlerin küresel rekabet edebilirlik seviyesi de su götürmez.

Buna benzer bir çalışmayı da ABD Patent ve Ticari Marka Bürosu Eylül 2016'da yayımladı. Söz konusu çalışma bu sektörlerin ABD'de istihdam, GSYİH'daki payı, dış ticaret ve ücretler üzerindeki etkilerinin Avrupa'ya kıyasla biraz daha düşük olduğunu gösterse de aynı sonuçlar burada da geçerli.

Şimdi gelelim bizim çiçeği burnunda mevzuatımıza. 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) beş kitapçıktan oluşuyor. Bunlardan patent, tasarım ve coğrafi işaretler alanında getirilen yenilikleri bir önceki sayıda ele almıştım. Şimdi ise marka ile ortak ve diğer hükümler ile gelen düzenlemelere birlikte göz atalım. Malumunuz, John Milton'un da dediği gibi ancak bilirsek aydınlıkları kazanabiliriz.

Marka: Kanun ile yeni marka türlerinin tesciline imkân sağlandığını görüyoruz. Klasik markaların yanı sıra ses markaları ve hareket markaları, üç boyutlu markalar tanımlanıyor. İnceleme ve işlem sürelerini hızlandıracak yeni maddeler mevcut: Tescil işlemlerinde zaman kazanmak üzere bültendeki ilan süresi üç aydan iki aya indiriliyor. Hak sahiplerinin iradesiyle markaların piyasada birlikte var olmasına imkân tanınıyor. Markalara ilişkin uyuşmazlıkların arabuluculukla çözümü teşvik ediliyor.

Mülga mevzuatta 84 olan madde sayısı 29'a indirilerek bir sadeleştirme elde edilmiş. Marka kitabında KHK'da yer alan terminolojik hata ve uyumsuzlukların ortadan kaldırılarak iptal ve hükümsüzlüğe ilişkin, AB mevzuatına uyumlu olarak, detaylı düzenlemeler yapıldığını görüyoruz. Örneğin, sessiz kalma yoluyla hak kaybı. Buna göre, marka sahibi sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hallerde, bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalırsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, kendi markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyecek. Yine, 5 yıl boyunca kullanılmayan markaların Türk Patent tarafından iptaline imkân verecek bir mekanizmanın kurulduğunu görüyoruz. Bu şekilde, kullanılmayan tescilli markaların yeni girişimcilere engel olmamasının önü açılıyor.

6769 sayılı SMK ile marka sahibince yasaklanabilecek fiillerin kapsamı da genişletiliyor. Böylelikle, işaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması; işaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması ve işaret altında hizmetlerin sunulabileceğinin teklif edilmesi fiilleri hüküm kapsamına alınıyor. Ayrıca bir ekleme de dış ticaret alanında söz konusu. Şöyle ki, eski mevzuatta “işareti taşıyan malın gümrük bölgesine girmesi, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması” fiili “işareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi” şeklinde genişletilmiş durumda.

Adli ve cezai hükümlere ilişkin sizleri fazla ayrıntıya boğmadan belirtmem gereken önemli iki yenilik ise şu şekilde: Yeni Kanun ile marka tescilinin bulunması tecavüz iddiasında artık bir savunma olarak kabul edilmiyor. Eskiden, Yargıtay kararlarına göre bir marka tescilinizin bulunması halinde bu tescil önceki tescillere karşı koruma sağlıyordu. Şimdi ise bu koruma kalkmış oldu. Benzer biçimde, ticari unvan ve işletme adı da tecavüz iddiasında savunma gerekçesi olmaktan çıkıyor.

Kanunun sonunda yer alan beþinci kitap ortak ve diğer hükümlere yer veriyor. Burada öne çıkan en büyük yenilik tescilden doğan hakların tükenme rejiminde “uluslararası tükenme ilkesi” nin benimsenmesi olmuş, diyebiliriz.

Uluslararası tükenme ilkesi, sınai hakka konu bir ürünün, dünyanın herhangi bir yerinde hak sahibi tarafından veya onun izni ile piyasa sürülmesi şeklinde tanımlanabilir. Bu durumda Dünya tek bir pazar olarak kabul ediliyor ve nerede olursa olsun kanuni yollarla piyasaya sunulmuş mallar üzerindeki fikri mülkiyet hakları tükenmiş oluyor. Eski mevzuatta Türkiye uluslararası tükenmeyi değil, sadece “ülkesel tükenmeyi” kabul etmişti. Oysa benimsenen bu yeni ilke hak sahibinin ithalatı engelleme olanağını ortadan kaldırıyor. Hakeza fiyat farklılıklarını azaltan bir yapının oluşmasının önünü açıyor. Bu da fiyatların düşmesi anlamına geleceği için tüketicilerin refah düzeyinin artması ile sonuçlanıyor.

Son olarak, Kanun ile taklit ürünlerin hızlı imhası artık daha kolay bir prosedüre kavuşturulmuş görünüyor. Buna göre, el konulan eşyanın kaybolması ya da korunmasının ciddi külfet oluşturması durumunda, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının talebi üzerine hakim, kovuşturma aşamasında hükümden önce mahkeme tarafından imhasına karar verebilecek.

Fikri mülkiyet alanında ilk yerli düzenlememiz olan “Encümen-i Danış Nizamnamesi”nden günümüze kadar geçen zamanda gücün kaynağı da değişime uğradı. Ekonomik gelişmenin ana dinamiğini artık bilgi üretimi ve bilginin katma değere dönüşümü oluşturuyor. Küresel ekonomide rekabetçi kalabilmek, ülkemizin küresel tedarik zincirlerinde yükselmesini sağlamak için yeni teknolojilerin ve yeniliklerin geliştirilmesinin ve kullanılmasının teşvik edilmesi olmazsa olmaz bir kriter olarak her yerde karşımıza çıkıyor.

Avrupa ve ABD'deki bulgular fikri mülkiyet haklarının istihdam, ekonomik büyüme ve refah düzeyi üzerindeki yararlarını göz önüne seriyor. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü'nün (WIPO-World Intellectual Property Organization) kayıtları da bu alanlarda yapılan başvuru sayısı ile gelişmiş ülkeler arasındaki güçlü döngüsel ilişkiyi doğruluyor. Örgütün resmi verilerine göre, 2016 yılında ticari marka başvurusu yapan ilk beş ülke sırasıyla ABD, Almanya, Fransa, Çin ve İsviçre. Türkiye de bu listenin 12'nci sırasında yer alarak önemli bir sıçrama yapmış durumda. Bu başarıların sürdürülebilirliğini ve artışını sağlamak düşüncesiyle hazırlanan yeni Sınai Mülkiyet Kanunumuz, daha donanımlı, daha yenilikçilik ve girişimcilik içeren bilgi üretimine ve bunun yüksek katma değere dönüşümüne ivme kazandıracak potansiyele sahip görünüyor.

Bu sayfa en son 1 Mayıs 2017 Pazartesi tarihinde güncellenmiştir.
PAYLAŞ