15 Temmuz sonrası

15 Temmuz sonrası

 

15 Temmuz gecesi kendi milletine ihanet eden, seçilmiş Hükümete ve Cumhurbaşkanı'na kasteden terörist girişim, meydanlarda kenetlenen milletimizin iradesi, tarihi bir duruş sergileyen medya organları, emniyet güçlerinin ve şerefli askerlerimizin kahramanca mücadelesi, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımızın ortaya koyduğu irade ile darmadağın edildi. Şüphesiz ki bu; tarihte defalarca deneyimlenen askeri darbelerden tamamen farklı yapıdaydı. Hedef hükümet değil, milletin kendisi idi. Sosyal barıştı. Ekonomiydi. Ülke itibarı idi… Hepsi geri tepti.

Millet kenetlendi. Parti liderleri de tabanları da birbirlerine daha yakınlar.

Meclisteki özel oturum da, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantı da uzun zamandır özlenen, beklenen bir tablo idi.

Ekonomide kalıcı hiçbir hasar yok. S&P'nin zamansız ve yanlış kararı yüzlerdeki gülümsemeyi bozamadı. Ne kur, ne de faizde kalıcı ve moral bozucu bir değişiklik oldu. Ülke itibarı ise, kimsenin hainlikten başka bir kelime ile tanımlayamayacağı bu girişimle bozulacak bir şey değil. Ancak, yurtdışındaki algılanmamızda yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu biliyoruz. Bu, kesinlikle uzun yıllar boyunca ülke olarak ertelediğimiz, üzerinde durmadığımız ya da pek de önemsemediğimiz bir konu.

“Türkiye'nin düşmanı olan ülkeler var” gibi yaygın bir önyargıdan uzağım. Ancak, çok sayıda ülkenin nereden baksanız 150 yıldır stratejilerini kurguladığı bir coğrafyanın siyasi ve ekonomik olarak merkezinde yer alan bir ülkeyiz. 2001 krizinden bu yana yakaladığımız istikrar ile, kimi çıkar gruplarının kurguladıkları stratejilerin gerçekleşmesine engel olan bir ülkeyiz. Yani bu coğrafyada herşey eskiden olduğu gibi seyretmiyor. Buna karşılık olarak, özellikle son 5-6 yıldan bu yana dışarıdan algılanan Türkiye'de bozulma yaşanıyor. Daha doğrusu, olumsuz bir algı kampanyası yürütülüyor.

Peki, biz bu konuda ne yapıyoruz? Evirip çevirmeyelim. Bu konuda ülke olarak sağlam bir stratejimiz yok. TİM olarak öncülüğünü ettiğimiz ve geçen yıl devletin zirvesi ile lansmanı yapılan “Türkiye: Gücünü ve Potansiyelini Keşfet” sloganı ile yola çıkan Türkiye Markası çalışmaları haricinde…

Bu ya da benzeri ülke markası ve PR çalışmalarının devletten, STK'lara ve özel sektöre kadar her kesim tarafından koordinasyon içinde yürütülmesi gerekiyor. İletişim kesintisiz ve uzun süreli yapılırsa amacına ulaşır. Tek seferlik, kısa süreli ve tepkisel çalışmalar sonuç vermez. Uzun vadeli, sabırlı ve sistemli bir PR içinde olmamız gerekiyor. Cumhurbaşkanımız ve hükümetimiz tarafından yurtdışına yapılan siyasi ve ticari içerikli tüm ziyaretlerin gidilen ülkelerin medyası tarafından izlenmesi ve haberleştirilmesi için planlı çalışmalar da yapılmalı.

Biz TİM ve İhracatçı Birlikleri olarak, şu ana kadar olduğu gibi bundan sonra da, üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Başkan Mehmet Büyükekşi Bey tarafından ve yine yazarlarımızdan Ali Saydam Bey tarafından kaleme alınan yazılar 15 Temmuz ve ertesinde yaptıklarımızı ve planlarımızı anlatıyor.

İhracatçılar sadece ihracat yapmazlar.

Biz 65 bin firmadan ve 3 milyonu aşan çalışan grubundan oluşan bir camiayız.

Ve biz daha güçlü bir Türkiye için varız.

 

 

 

 

 

PAYLAŞ