Merkez Bankaları yine kurtarıcı oldu

Bu yılın ilk 2,5 aylık dönemi, beklentilerin ötesinde dalgalanma ve endişelerin yaşandığı bir dönem oldu. Yılın bu döneminde öncelikle Çin kaynaklı endişeler ortaya çıktı: Çin'de yavaşlamanın kontrolden çıkabileceği korkusu ve para birimi yuanda hızlı değer kaybı endişesi yaşandı. Çin'deki yavaşlama nedeniyle, dünya ekonomisinde de yavaşlamanın ötesinde bir durgunluk tartışması başladı. Avrupa Birliği'nde ise Aralık 2015'te alınan yeni parasal genişleme önlemleri etkisiz kaldı ve deflasyon baskısı arttı. Petrol fiyatları, küresel yavaşlama korkularının da eklenmesiyle 30 doların da altına geriledi. Emtia fiyatlarındaki düşüş de sürdü. ABD Merkez Bankası FED'in bu yıl için Aralık 2015'te öngördüğü dört faiz artışı beklentisi de bu tabloya eklenince, küresel mali piyasalarda kayıplar ve dalgalanmalar yükseldi. Gelişen ülkelerden sermaye çıkışları hızlandı ve gelişen ülke para birimleri değer kaybetti. Dolar, diğer para birimleri karşısında güçlendi.

Mart ayı ortasına kadar dünya ekonomisinde yaşanan bu gelişmeler tam bir kâbus ortamı yaratmaya yetti ve bu tarihten itibaren devreye Merkez Bankaları girmeye başladı. Önce Çin Merkez Bankası büyümeyi destekleyen önlemler aldı; ardından yuandaki değer kaybını durduran ve göreceli istikrar kazandıran önlemler uygulandı. Sonrasında Avrupa Merkez Bankası parasal genişleme uygulamalarını daha da arttırdı: Aylık tahvil alımlarını 80 milyar euroya çıkardı ve faizleri olağanüstü düşük seviyelere çekti. En önemli etkiyi ise sahneye en son çıkan ABD Merkez Bankası FED yaptı: FED, bu yıl faiz artışı beklentisini ikiye indirdi ve faiz artış kararlarında dünyanın geri kalanındaki gelişmeleri dikkate alacağını açıkladı. FED'in bu güvercin açıklaması piyasalardaki beklentileri hızla toparlarken, küresel mali piyasalardaki dalgalanmaya da son verdi. Dolar bir miktar zayıflarken, gelişen ülkelere yeniden sınırlı ölçüde de olsa sermaye girişi başladı. Gelişen ülke para birimleri toparlandı ve faiz artışı baskısı ortadan kalktı.

Böylece, küresel ekonomik krizin yaşandığı 2008-2009 döneminden sonra dünya ekonomisinde yaşanan dalgalanmayı ve bozulmayı yine Merkez Bankaları önlemiş oldu. Merkez Banklarının önlemleri dalgalanmayı ve bozulmayı şimdilik önlemiş olmakla birlikte yapısal ve kalıcı iyileşme için tek başına yeterli olamaz; reform yapıcılara sadece zaman kazandırır. Finansal piyasaların özellikle FED'in faiz artışı sürecine verdiği aşırı olumsuz tepkiler de artan bir sıkıntı kaynağı oluyor ve FED'i esir almışlar gibi bir görüntü oluşturuyor.

Bu çerçevede, Merkez Bankalarının önlemleri şimdilik ortalığı yatıştırdı. Ancak FED'in faiz artışı takvimi halen işliyor ve Haziran ayında bir faiz artışı olasılıklar içerisinde yer alıyor. Muhtemelen buna bağlı olarak, Mayıs ayı sonundan itibaren dalgalanmalar yine başlayacaktır. Nitekim sadece Merkez Bankalarına bağımlı kalmak, kalıcı iyileşmeyi de geciktirir. Böyle bir ortamda Türkiye Merkez Bankası politikalarının da oldukça temkinli olması, yerli ve yabancı ekonomik aktörlere güven ve öngörülebilirlik sağlaması açısından faydalı olacaktır.

CAN FUAT GÜRLESEL

PAYLAŞ